| Bizi Mutsuzluğa Götürebilen Düşünce Şemaları |
|
| Salı, 15 Ağustos 2006 16:39 | |||
|
Hazırlayan: Uzman Dr. Bahadır Bakım Gündelik hayatımızda sorunlara yol açabilen endişe, sıkıntı, çökkünlük ve öfke patlamaları gibi rahatsızlık verici duygusal durumların oluşmasına düşünce şemalarımızdaki bazı kusurlar katkıda bulunmaktadır. Çevremizden etkilenerek ya da oluşan olaylarla aynı zamanda bizi o an için rahatlatsın diye kullandığımız bazı düşünceler alışkanlık haline gelerek, otomatik olarak kullanılmaya başlanır. Bu tarz düşünce şemalarının ortak özelliği, gerçeklik ilkesinden ve akılcılık temelinden ayrılmış olmalarıdır. 1-Filtre oluşturmak Karşılaştığınız durumlar ya da olayların tek bir yönü sizin için önem ifade ediyor, diğer alanları anlam taşımıyorsa, o kısımları hesaba katmıyorsanız filtre oluşturmaktasınız. Bazı kişiler yaşadıkları bir olay başkaları için ne kadar güzel olursa olsun, onun içinden olumsuz bir durumu adeta cımbızla çıkartırlar. Eğer kişinin duygusal yapısı çökkünlüğe eğilimli ise kendilerinin küçümsendiği ya da kayıp bir yaşantıları olduğu düşüncesini öne çıkarabilirken; öfkeye eğilimli kişiler kendilerine haksızlıkta bulunulduğu düşüncesini; endişeli,evhamlı kişiler de kendileri ya da çevrelerindekilerle ilgili tehdit olarak algıladıkları şeyleri ön plana çıkarabilirler. Bu durumda bizi rahatsız edebilecek olaylar adeta mikroskoptan bakar gibi gözümüzde büyür, diğer güzel olaylar ise küçülür. Bu durum kendi geçmişimizi düşündüğümüz anlarda da kendini göstermektedir. Eskileri düşündüğümüzde sadece üzücü, kaygı verici, sinirlendirici ya da kararsız kaldığımız durumları daha çok hatırlıyor ve diğer anılarımız kolay bir şekilde aklımıza gelmiyorsa, bilinçaltımız yine aynı işlemi otomatik olarak yapıyor demektir. 2-Ya hep ya hiç tarzında kutuplarda düşünmek Aslında her şeyin iyi ya da kötü özellikleri vardır. Hiçbir şey sadece beyaz ya da sadece siyah olmayıp , gri ya da lila renk tonlarındadır. Ying-yang durumu gibi ( ‘her siyahın içinde beyaz; her beyazın içinde de siyah bir bölüm olduğu' şeklindeki uzak doğu felsefesine ait bir model ). Yani olaylar, insanlar, durumlar ya iyi ya kötüdür şeklinde, sadece masallarda görülebilen iki durumda bulunur.Bu tür bir düşünce temelinde eğer bir şey yeterince mükemmel değilse, o yetersizdir ve kötüdür. Bu şekilde mükemmeliyetçi bir düşünce yapısı, kişinin kendisi için belirlediği yüksek hedefler ve niteliklere ulaşamadığı zaman, kendini başarısız ve yetersiz hissetmesine yol açar. Bu da beraberinde depresif ve kişinin kendisi ve çevresine eleştiri ile yaklaştığı bir duygulanımı getirir. Bu düşünce yapısında hatalı ve olağan olmak kabul edilir bir durum değildir. Bir tek hata bile, kişinin dünyanın en mantıksız kişisi olduğu düşüncesini doğurabilir. Bir kişinin kendine ait bir sıkıntısı nedeniyle, size yönelik bir unutkanlığı ya da hatası o kişiyi silmenize ve yok saymanıza neden oluyorsa bu şekilde düşünüyorsunuz demektir. 3-Aşırı genellemeler yapmak Karşılaştığınız bir olay nedeniyle, hemen olayın sonucunu bütün hayatınıza yönelik yargı haline getirip, yetersiz verilerle genelleme yapıyorsanız bu düşünce şemasını kullanıyorsunuz demektir. Belli bir durumda yaşadığınız olumsuz bir olay, ‘daha sonra benzer durumlarda da aynı olayın yaşanacağı' şeklinde bir düşüncenin oluşmasına yol açabilmektedir. Bunun eseri olarak bir kişi sizi görmeden yanınızdan geçtiğinde, “bak işte bana selam vermedi, bana yeterince değer vermiyor, sevmiyor” gibi gerçek olmayan bir düşünceyi oluşturabilmektedir. Sabah karşılaştığınız bir aksilik “gün kötü başladı ve her şey kötü gidecek” şeklinde genellemelere yol açabilmektedir. Kişinin konuşma içeriği sık sık ‘herkes', ‘hiç kimse', ‘her şey', ‘her zaman', ‘hiçbir zaman' gibi ifadelerle doludur. Bu tür düşünce yapısı dolayısıyla kişinin hayatı sınırlanır ve çevresinde çok küçük çaplı bir ilişki ağı oluşur. 4-İnsan sarrafı olma ( karşısındakinin ruhunu okuma) Başkaları hakkında kolayca fikirler ileri sürerek; onların davranışlarının temeli, amacı ve sonraki hareket tarzları ile kendinizi bağlayıcı kararlar alıyorsanız, ‘insan sarrafı olma' tarzında bir düşünce şemanız var demektir. Bu düşünce tarzında; başkalarının hissettikleri şeyler ve olaylardan etkilenişleri hakkında hipotezler üretirsiniz. Bu tarz düşünce yapısı, çok doğal olarak, o kişinin olaylar ya da kişilere bakışından etkilenmektedir. Yani kendinizde olan bir takım davranış şekillerini, karşınızdakine yansıtırsınız; karşınızdakinin düşündüğünü sandığınız şey aslında sizin düşündükleriniz ve hissettiklerinizin bir yansımasıdır. Başkaları için öngördüğünüz davranışlar ya da hisler, büyük olasılıkla, o kişilerin genel hareket ya da hissediş tarzı olmayacaktır. Ancak siz onların farklı davranacağını düşünerek, gereksiz ya da olumsuz tavırlar alabilirsiniz. “Bu durumda muhakkak kızmış olmalı, benden bunun acısını çıkarır” şeklindeki yaklaşımlar gibi. 5- Olası en olumsuz temayı senaryolaştırma Kişinin, çok önemli olmayan bir olay yaşanmasını takiben, o olayın bir felaketle sonlanıp, olası bir facia haline geleceğine inanmasıdır. Kişi bu nedenle yakınlarından birinin başına gelen bir sorunun, kendisi ile benzerliği olmasa da, kendi başına geleceğini düşünebilir. Bu gibi düşünce tarzı geliştiren kişiler, normal vücutsal belirtileri bile birer kanser habercisi olarak görebilirler. Ekonomik olarak sıkıntıya düşen birisi, eşi ve çocuklarının kendisini terk edeceğini ve kimsesiz olarak bir köprü altında yaşayacağını, umutsuzluk içinde hayal edebilir; bir kaza geçirebileceği korkusu ile hayatını kısıtlayabilir. Bu kişilerin konuşma içerikleri “eğer , ya...”gibi sözcüklerle doludur. 6-Kişiselleştirme- sorumluluk sahibi hissetme Çevrenizdekilerin söylediklerinden ya da yaptıklarından kendinize yönelik uygunsuz anlamlar çıkarmanız söz konusudur. Bu yapıyı kullanan kişiler sürekli olarak, kendilerini çevrelerindekilerle kıyaslarlar. “Ben arkadaşlarım kadar para kazanmadığım için eşim bana böyle davranıyor” şeklinde düşünüp huzursuz hissedebilirler. Bu kişilerin kendilerine güvenleri yeterince kuvvetli olmadığından, devamlı olarak kendilerini, olumsuz anlamda, başkaları ile kıyaslarlar ve olaylardan kendilerini sorumlu hissederler. Çevreden gelen her bir uyaranı ( bakış, söz, davranış vb) kendilerine verdikleri değerin bir ölçütü olarak görürler. 7-Kontrol odağınızın durumu Kendinizi eğer çevresel şartların, etrafınızdakilerin kontrolüne ve olayların akışına bırakıyorsanız; etrafınızdakilerin yörüngesine giriyor, davranışlarınızı onların hoşuna gidecek şekilde ayarlıyorsunuz demektir. Bu durumda; hayatınızda herhangi bir değişim yapamayacağınızı düşünür, kendini güçsüz ve aciz hissedersiniz. Etrafınızdakileri ve dışınızdaki dünyayı da bu açıdan görürsünüz. Sonuçta olumsuz durumlara düştüğünüzde büyük olasılıkla, bundan başkalarını sorumlu addedip, onları suçlarsınız. Aşırı bir kadercilik düşüncesi ile bu durumlarla karşılaştığınız için her şeyi sineye çekip, çözüm yolları aramaya da çalışmayabilirsiniz. Dolayısı ile bu durumda kendinizi kurban olarak algılayacak ve ‘ilahlar kurban istedi' şeklinde düşünüp, hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Oysa ki hayatınızın dümenini elinize alarak, yaşamınızın tek sorumlusunun kendiniz olduğunu idrak ederek, kendi kararlarınızı almakta aktif olsanız hayattan daha çok keyif alabilirsiniz. Yanlış da yapsanız, deneme yanılma en iyi öğrenme yolu olduğundan, bu deneyim size çok şeyler öğretecektir. Bu durumun tam tersinin olması, kontrol odağınızın aşırı derecede sizde toplanması halidir. Kendinizi aşırı güçlerle donanmış hissedebileceğiniz için etrafınızdakilerin eylemlerinden kendinizi sorumlu tutar hale gelebir, kendinizi bir nevi, mitolojideki tüm dünyayı omuzları üzerinde taşıyan ‘Atlas' gibi hissedebilirsiniz. Bu tarz düşünce, etrafınızdakilerin gereksinimlerine aşırı duyarlı olma şeklinde bir sınırsızlık hali, her türlü gereksinimleri giderebilecek kadar kendini adeta tanrı gibi hissetme durumu ve bu ihtiyaçların karşılanması sorumluluğunun başkasına değil de kendinize ait olduğunu düşünmenize yol açmaktadır. Etrafınızdakileri size muhtaç ve korunması, desteklenmesi, beslenmesi gereken kişiler olarak algılar ve onların yerine getirmeleri gereken sorumlulukları üstlenerek, adeta ağır işçilik yapar hale gelebilirsiniz. Dolayısı ile etrafınızdakilerin mutluluk, dert ve sorunlarından kendinizi sorumlu tutabilirsiniz. Bunların hepsini yapmaya çalıştığınızda çok yorulup kendi hayatınızı yaşayamayaz hale gelirsiniz. Asıl yapmanız gerekenleri yapamayıp, ulaşabileceğiniz başarıları göremezsiniz. Bu kadar bölündüğünüz ve yakınlarınıza vakit ayıramadığınız için yaptıklarınızın yeterli görülmediğini anlayıp, boşa kürek çekmiş hissetmeniz çok büyük ihtimaldir. Koşuşturma içinde bunları elinizden gelebildiği kadar yaptığınızda mutlu olabilecek, sıklıkla da doğal olarak yetişemediğinizde kendinizi suçlu ve mutsuz hissedebileceksiniz. Bir arkeolojik kazı bölgesinde şöyle bir yazı ile karşılaşıldığını hatırlatmak burada yararlı olabilir : “kendini bil, kendini tanı, sen sadece bir insansın”. 8-Bireysel adalet algısı Bu düşünce tarzında; bireysel ilişkilerinizde size özel ya da sizin başkalarına veya başkalarının size yönelik yapılması gerektiğinizi düşündüğünüz, çok da objektif olamayabilecek bir takım kural ve yönetmelikleriniz vardır. Eğer sevgiliniz sizi sevseydi, hep yanınızda olurdu; arkadaşınız gerçek bir dost olsaydı, size istediğiniz miktarda borç verir hatta hibe ederdi; benim bu iş yerimde çalışmamı gerçekten isteseler ve bana değer verselerdi, en yüksek zammı bana verirlerdi, hayat ve insanlar yeterince adil olsalardı... gibi düşüncelerle kişinin etrafına yönelik hipotezler üretmesi, kişiyi mutsuzluğa sürükler. Sizin bakış açınız başkalarının bakış açısından mutlaka farklıdır. Suyun üzerinden suya bakacak olursanız, dibini çok yakın görürsünüz, oysa gerçek çok farklıdır; suya daldığınızda yakın gibi gözüken dibi bulamayabilirsiniz. Bu şekilde düşünerek hareket etmek, kendinizi mutsuz hissettireceği gibi, kişiler arası sorunlar yaşamanıza da yol açabilir. 9-Duygularınızın doğruluğundan taviz vermemek Burada sözü edilen şey, duygularınız neyi söylüyorsa ona körü körüne inanmanızdır. ‘Eğer kendinizi suçlu, başarısız, değersiz hissediyorsanız mutlaka öylesinizdir, o tür bir davranış yapmış olmalısınız' şeklindeki düşünüş tarzı sizi çökkün hissettirecektir. Kendinizi kızgın hissediyorsanız muhakkak çevrenizdekiler sizi kızdıracak bir şey yapmıştır şeklindeki gene bu tarz bir düşünce de etrafınızdakilerle daha olumsuz şeyler yaşamanıza yol açabilir. Duygularımız düşüncelerimizle el ele dolaşmaktadır. Eğer herhangi bir şekilde düşünceleriniz mantık çerçevesinden, gerçeklik ve objektiflikten uzaklaşıyor ise, buna uygun şekilde hissedersiniz. Sadece mantık ya da sadece duygulara dayanan ilişki ve evliliklerin yürümeyeceği örneğinde olduğu gibi, mantık ve duygular bir arada yaşamalıdır. 10- Kendinizi değil, çevrenizdekileri değiştirme düşüncesi Etrafınızdakilerin hareket ya da düşüncelerini değiştirebilirseniz, insanlar sizin mutluluğunuza hizmet edebilir hale gelirler şeklinde bir bakış açısı insanlarla aranıza aşılması güç Berlin duvarları örebilir. Benzer bir şekilde bulunduğunuz yeri değiştirirseniz sorunlardan kurtulabileceğiniz düşüncesidir. Aslında değiştirmeniz gereken ve değiştirebileceğiniz şey sadece sizin kendi düşünüş ve davranış şekillerinizdir. ‘İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır' diyen atasözünde olduğu gibi, önce biz kendimizi düzeltmeliyiz. Başkalarını kendi kafamızdaki şekle uydurmak için baskı, şiddet, tehdit, ısrar, duygu sömürüsü elbette ki geri tepecektir. Bu davranışları gören kişi yeterince kuvvetli olmasa bile, Gandi gibi pasif direnişle kendi haklılığını gösterecektir. Tüm ilgi odağınız bu tarz bir düşünüş yapısı ile, çevrenizdekilere yönelecek dolayısı ile kendi kişiliğinizi geliştiremeyecek ve bilgeliğe giden yolda kazalar yapmanıza yol açacaktır. Unutmayın mutluluğunuz sadece size bağlıdır, başkalarının davranışlarına değil.
11-Önyargı ile çevrenizdekileri sınıflamak İnsanların sizi rahatsız eden bir özelliği nedeniyle onları yaftalamak onlarla ilişkileriniz bozacaktır. Sizinle tanışmamış bir kimsenin sizinle konuşmaması onu soğuk bir kişi yapmaz. Aynı şekilde iş yerinizdeki bir üstünüz işinde titiz bir insansa, bu onun insafsız, acımasız bir insan olduğunu da göstermez. İnsanları yeterince tanımadan, kendinizi onların yerine koyarak empati yapamadan davranırsanız, hatalı sonuçlara ulaşırsınız. Elbette ki, bu görüşlerinizin bir bölümünde haklı olabilirsiniz ancak her insanın olumlu yönleri olabildiği gibi olumsuz yönleri de vardır. Bunları göremezseniz onları sevebilme ve yakın hissedebilme olanaklarınızı harcamış olursunuz. Bu da sonuçta ilişki çemberinizin daralıp, yalnız kalmanıza ve bir takım güzel şeyleri paylaşarak mutlu olmanıza engel olacaktır. Bir patron “ bana çalışırken kahkaha atacak adam bulun” demiş. Çalıştığınız yerden mutlu olmaya çalışırsanız verimli olursunuz. 12-İnsanları günah keçisi haline getirip, suçlu aramak Kişiler eğer kendi sorumluluklarını yerine getirmez ve sonuçları nedeniyle sıkıntı yaşarlarsa kolayca suçlanacak birisi olduğunu bilmek onları kısa bir süre için rahatlatabilir. Bu şekilde kendi sorumluluğunuzda olan bazı şeyleri hatası olmayan kişilere yıkarak, ilk planda rahatlayabilirken, uzun dönemde etrafındakilerle ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğundan mutsuz olacaktır. Siz üzerinize düşen incelemeyi yapmadan, gerekli seçme şanslarınızı kullanmadan, istekleriniz yeterince dile getirmeden, yeri geldiğinde hayır demeden bir takım davranışlarda bulunursanız, bunu izleyerek karşınıza çıkan olumsuz sonuçlar nedeniyle çevrenizdekilerin size kötülük yaptığını, düşmanca davrandığını, haksızlık yaptığını düşünebilirsiniz. Bazı durumlarda sorumluluk almamak için yorgun ,bitkin hissettiğini öne sürebilirler. Bu durumlarının fark edilmeyerek kendilerinden sorumluluklarını yerine getirmeleri istendiğinde, çevrelerini durumlarını anlamamakla öfkelenerek suçlayabilirler. Halk arasında “hem suçlu, hem güçlü” denen tarzda bir davranış şekli ile zeytinyağı gibi üste çıkabilirler. Alışveriş yapan kişi, aldığı malı kendisi seçmektedir. Aldığı mallar arasında bozuğu ayıklamaz, ayırmazsa suçun büyük bölümü kendine aittir. Temelde yatan şey sorumluluk alıp, bu sorumluluğu yürütebilecek kararlı, dengeli özgüvene sahip olamamaktır. Unutmayınız ki her zaman haklı olamazsınız. 13-Kalıplaşmış mutlaka-asla düşünce yapısı Bu düşünce yapısında aşırı derecede, olması ya da olmaması gereken belirli hareketler ve kurallar silsilesi vardır. Bu kurallar Hammurabi kanunları gibi kesin nitelikler taşır ve tartışılamaz; “Duygularımı daima kontrol etmeliyim”, “asla yanlış yapmamalıyım”, “adeta bir granit gibi sürekli güçlü olmalıyım” gibi. O kişiye göre bunlardan en ufak bir taviz bile verilmemesi gereklidir. Bu nedenle onun kuralları, düşünüş, giyim tarzı vb. özellikleri dışında hareket eden kişiler tahammül edilemez, sıkıntı uyandıran kişiler haline gelir. Diğerleri ona göre ‘öteki'dir, ‘yabancı'dır, ‘zarar verici'dir. Bu düşünce tarzına göre her şey tek tip , bir örnek olmalıdır. Çok sesliliğe tahammül yoktur. Böyle düşünerek hayatınızı kısıtlarsınız, başkalarından bir şeyler öğrenemezsiniz. Sürekli olarak yapmalı-yapmamalı,olmalı-olmamalı dersiniz. Kendinizi geliştiremez ve kendinizi sevemezsiniz, her şeyi görev haline getirirsiniz. Kendinizden çok fazla şeyler bekleyerek, rahat edemezsiniz. Etrafınıza karşı hoşgörünüz azaldığı gibi, kendi hareket serbestinizi de kısıtladığınız için mutsuzluğa giden yolunuzu kendiniz açarsınız.
14- Kendini doğruluk abidesi olarak görme Devamlı olarak, kendi fikirleri ve hareket tarzının haklılığını, doğruluğunu, gerekliliğini ispata yönelik bir savunma davranışı içinde olmanızdır konu edilen düşünce şeması. Farklı görüşler sizi ilgilendirmemektedir. Sizin için önemli olan şey; fikirlerinizi değiştirilemez şekilde koruyup, çevreye ifade etmeye çalışmaktır. Hata yapmadığınıza inanırsınız, bu nedenle diğer kişilerin durumlara farklı bakışları, onların yanlışıdır aslında. Halk arasında “sabit fikirlilik” olarak bilinen bu durum, esnek olmayan bir düşünce yapısıdır ve kişinin gelişime kapalı olması sonucunu doğurur. Görüşleri babadan oğula geçen bir tarzda, onlarla benzer kalıplar şeklindedir. Bireysel düşüncelerinize uymayan, diğerlerinin daha mantıklı olan savlarını destekleyen bulgular yok sayılır ve hesaba katılmaz. Başkalarının düşünce, his ve davranışlarını objektif olarak tartmadan, kişinin kendisinin hep bir şeylerde hakkı olduğu şeklindeki algısı, çevresi ile sorunlar yaşamasına neden olur. Kişiler daima kendilerini merkez alıp, hep “nalıncı keseri” gibi düşünsel açıdan durumları kendi taraflarına yontarlar. “haklıyım çünkü...; “bu benim en doğal hakkım” şeklinde konuşurlar. 15- Ödüllendirilme beklentisi Bu düşünce şeklinde insanlara ve çevreye karşı öylesine özverili olursunuz ki, insanların gözünde çok yükseklere çıkmayı beklersiniz. Sürekli, gerekli gereksiz fedakarlıklarda bulunursunuz. Bu şekilde hareket edip, daha iyi bir karşılık bulma , daha çok sevilme ve ilgi görme beklentisinde olan kişiler yüksek beklentilerine uygun bir karşılık göremediklerinde hayal kırıklığına uğrarlar ve bunun sonucu olarak da insanları nankör, soğuk kişiler olarak görebilirler. Bu tür ödüllendirilme beklentisi ile hareket etmek, kişileri başkaları üzerinde bir takım haklara sahibi oldukları yönünde haksız bir bakış açısına sokabilir. Bu da kişinin çevresi ile ilişkilerinde sorunlar yaşayıp, mutsuz olmasına yol açmaktadır
|




